Küresel diplomasinin Arktik meydanı: 2026 Arktik Çemberi Asamblesi 13. kez Reykjavík'te toplanıyor

Arktik Çemberi Asamblesi 2026’da Reykjavík’te 13. kez toplanıyor. Türkiye’nin de giderek daha görünür olduğu Arktik diplomasisinin yeni dengeleri.

Küresel diplomasinin Arktik meydanı: 2026 Arktik Çemberi Asamblesi 13. kez Reykjavík'te toplanıyor
2025 Arktik Çemberi Asamblesi - Reykjavík

Arktik’te buzların çekilmesiyle giderek daha erişilebilir hâle gelen olası yeni deniz rotaları, enerji kaynakları ve varlığıyla eşine az rastlanır bir krize ve diplomatik çıkmaza sebep olan kritik mineraller (ABD-Grönland geriliminde olduğu gibi), NATO’nun kuzey kanadı ve Rusya ile ilişkiler doğrudan Türkiye’nin de içinde bulunduğu uluslararası sistemin konusu hâline geliyor. Özellikle Finlandiya ve İsveç’in katılımıyla NATO içindeki Arktik devletlerinin sayısının artması, Türkiye’yi de ittifak üzerinden Arktik güvenliği tartışmasının dolaylı aktörlerinden biri yaptı demek yanlış olmaz

İzlanda’da "şimdilik" AB müzakereleri ve referandum sözleri gündemdeki sıcaklığını yitirmiş durumda. Seçim sonucundaki mevcut durum kabullenildi ve belki de ada halkının karakterine uygun bir şekilde hayat devam etmeye başladı.

Gündemdeki bu sakinlik ve "durumu okuma" hâli bir süre daha devam edecek gibi görünürken, gündeme yavaş ama emin adımlarla yaklaşan bir toplantı ağırlığını koymaya başladı: 2026 Arktik Çemberi Asamblesi (Arctic Circle Assembly) Toplantısı. İlki 12-14 Ekim 2013’te Reykjavík’te düzenlenen ve kurucusunun İzlanda’nın eski Cumhurbaşkanı Ólafur Ragnar Grímsson olduğu oluşumun gündemi oldukça yoğun; ön plana çıkan ülkelerden biri de oldukça şaşırtıcı: Türkiye.

Türkiye’nin zirveye yoğun ve etkili bir katılım göstereceğinden bahsedeceğim ama önce bu zirvenin kuruluşu, varlığı ve İzlanda başta olmak üzere bölge ülkeleri için önemine biraz değinelim.

Küresel diplomasinin "Orta Çağ Meydanı"

Ólafur Ragnar Grímsson, 2018 yılının Kasım ayında Reykjavík’teki Harpa Konferans Salonu’nda yaptığı konuşmada platformun çıkış noktasını anlatırken oldukça çarpıcı bir benzetme yapıyor: "Orta Çağ meydanlarının ruhuna sahip bir platforma ihtiyacımız vardı; herkesin, oraya gittiğinde aradığı herkesle karşılaşabileceğini bildiği bir meydan." Grímsson, Arktik Çemberi (Arctic Circle) oluşumunu kurgularken 21. yüzyıl için yeni bir iş birliği modeli hedeflediğini belirtiyor ve ekliyor: "Resmî devlet temsilcilerinin artık diyaloğu tekelinde tutmadığı; ister bir öğrenci, ister genç bir aktivist, ister bir devlet başkanı ya da başbakan olsun, herkesin eşit zeminde katılabildiği açık ve demokratik bir zemin yaratmak istedik."

Ólafur Ragnar Grímsson, 2013’te Arktik Çemberi’ni duyururken Arktik’in artık dünyanın "uzak ve unutulmuş" bir bölgesi olmadığını vurguluyordu. Kendisinin yaptığı bu duyurunun üzerinden geçen 13 yılda bölgenin değeri ve jeopolitik önemi beklentilerin bile üzerinde bir oranda arttı. Türkiye de dahil olmak üzere pek çok ülkenin basın kuruluşu bölgeyi İzlanda’daki yanardağ patlamaları gibi klişe haberler, yayımlanan OECD raporları, refah düzeyi analizleri ya da son dönemde ABD Başkanı Donald Trump ile Grönland arasında yaşanan gerilim üzerinden okusa da bölgedeki dengeler ve önem oldukça hızlı değişiyor.

Geçtiğimiz yıl düzenlenen toplantıya 70’e yakın ülkeden yaklaşık 2 bin ziyaretçi katılmıştı. Üç gün süren zirvede 700’den fazla konuşmacı, 250’nin üzerinde oturumda bölgenin geleceğini ele aldı. Bu yıl bundan da geniş bir katılımın ve programın olduğunu söylemek mümkün. Bölgedeki konuşmaya ve geleceği tartıp pozisyon almaya yönelik ihtiyaç her yıl katlanarak büyümeye devam ediyor.

Kıyıdaş olmayan ülkelerin masadaki yeri

Nitekim Matthew D. Stephen ve Kathrin Stephen’ın 2020 yılında Global Policy’de yayımlanan ve Çin’in Arktik Konseyi’ne dahil olma sürecini ele aldıkları araştırma da bölgenin artık yalnızca Arktik devletlerinin kendi aralarında şekillendirdiği kapalı bir alan olmadığını gösteriyor. Araştırmacılar, Arktik Konseyi gibi üyeliği sınırlı yapıların bir yandan bölgesel karakterlerini ve mevcut üyelerinin ayrıcalıklarını korumaya çalışırken diğer yandan Çin gibi bölge dışındaki yükselen aktörleri değişen küresel dengeler nedeniyle tamamen görmezden gelemediğine dikkat çekiyor. Çin’in yanı sıra Hindistan, Japonya ve diğer bölge dışı ülkelerin Arktik’e artan ilgisi de bölgenin giderek daha geniş bir uluslararası aktör grubunun gündemine girdiğini gösteriyor. Türkiye’nin son yıllarda bilimsel ve diplomatik olarak bölgede daha görünür hâle gelmesini de bu daha geniş dönüşümün içerisinde okumak mümkün.

Peki Türkiye’nin bu yıl 13’üncüsü düzenlenecek olan toplantılardaki varlığı ve etkisi ne? Türkiye, belki de çoğunuzun ilk aklına gelecek cevabın aksine bölgeye hiç de uzak sayılmaz. Özellikle uzun yıllardır kurulan akademik ilişkiler ile son dönemde bölgede artan TÜBİTAK varlığı ve ağırlığı bunun en somut göstergesi.

Türkiye’nin ilk ulusal Arktik bilim seferi 2019’da gerçekleştirildi. TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda sürdürülen program kapsamında Temmuz 2026’da altıncı sefer tamamlandı: Ekip Arktik Okyanusu çevresinde 22 gün, 4 bin deniz mili ve 90’dan fazla araştırma istasyonunu kapsayan 12 bilimsel proje yürüttü. TÜBİTAK’ın kendi ifadesiyle amaçlardan biri Türkiye’yi "kutup bölgelerinde söz sahibi saygın ülkeler" arasına taşımak.

Yeni Güvenlik Paradigması ve Türkiye'nin ittifak rolü

Arktik’te buzların çekilmesiyle giderek daha erişilebilir hâle gelen olası yeni deniz rotaları, enerji kaynakları ve varlığıyla eşine az rastlanır bir krize ve diplomatik çıkmaza sebep olan kritik mineraller (ABD-Grönland geriliminde olduğu gibi), NATO’nun kuzey kanadı ve Rusya ile ilişkiler doğrudan Türkiye’nin de içinde bulunduğu uluslararası sistemin konusu hâline geliyor. Özellikle Finlandiya ve İsveç’in katılımıyla NATO içindeki Arktik devletlerinin sayısının artması, Türkiye’yi de ittifak üzerinden Arktik güvenliği tartışmasının dolaylı aktörlerinden biri yaptı demek yanlış olmaz. Hemen her yazımda belirttiğim gibi burada da bir kez daha anacağım; Türkiye’nin bölgede açılması konuşulan ilk büyükelçiliği de bu yükselen bölgesel değerin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.

Toplantının tarihini ve önemini konuştuktan sonra bu yılın taslak programının da açıklandığını ekleyeyim. Geçmiş yılların katılımcı listelerine baktığımda, programın bu yıl Türkiye’den oldukça yoğun bir katılımcı ve konuşmacı grubunu ağırlayacağı görülüyor.

Ankara’dan Reykjavík’e geniş kapsamlı heyet

Türkiye’nin bu yılki Arktik Çemberi Asamblesi görünürlüğü tek bir özel oturumla sınırlı değil; devlet, akademi, sivil toplum ve iş dünyasından isimler farklı panellerde Arktik’in geleceğini tartışacak. TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Burcu Özsoy, "Türkiye in the Arctic: Science, Infrastructure, Governance" başlıklı oturumun moderatörlüğünü üstlenirken; Nordik Baltık Enstitüsü Kurucu Başkanı Dr. Esra Öztürk ise "Türkiye & the Arctic: Epistemic & Civil Networks" başlıklı oturumu yönetecek. Aynı oturumda Nordik Baltık Enstitüsü Başkan Yardımcısı Dr. Mustafa Furkan Durmaz da konuşmacılar arasında yer alacak. Resmî devlet diplomasisini ve kamu yaklaşımını Sanayi ve Teknoloji Bakanı ve Kutup Bölgeleri Koordinasyon Kurulu Başkanı Mehmet Fatih Kacır ile Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Zafer Ateş temsil ederken; iklim ve dış politika perspektifinde COP31 Başkanlığı İklim Değişikliği Direktörlüğü kıdemli uzmanı Muhittin Aslan öne çıkıyor.

İş dünyası tarafında MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir yer alırken; bilim ve kutup araştırmaları uzmanlığında TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Özgün Oktar, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Mustafa Levent Kurnaz, Yeditepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. Gizem Alioğlu Çakmak ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ebru Caymaz programda yer alıyor. Geçtiğimiz yıl da Reykjavík’teki toplantıya katılan University of London Institute in Paris öğretim görevlisi Dr. Eda Ayaydın ise "The Role of Non-Arctic & Non-Observer States" başlıklı ayrı bir uluslararası oturumda, "Performing Presence: Türkiye in the Arctic" başlıklı sunumuyla Türkiye’nin Arktik’teki varlığını uluslararası akademik perspektiften ele alacak.

Arktik Çemberi Asamblesi'nde oturum düzenleyen Türkiye’den ilk düşünce ve sivil toplum kuruluşu: Nordik Baltık Enstitüsü

Reykjavík’te gerçekleşecek olan toplantı öncesinde, organizasyona yönelik görüşlerini sorduğum Nordik Baltık Enstitüsü Kurucu Başkanı Dr. Esra Öztürk toplantıya katılımları ile ilgili şunları söyledi:

"Nordik Baltık Enstitüsü olarak Arktik Çemberi Asamblesi'nde oturum düzenleyen Türkiye’den ilk ve tek düşünce ve sivil toplum kuruluşu olmanın gururunu yaşıyoruz. 'Türkiye ve Arktik: Bilgi ve Sivil Toplum Ağları' başlıklı oturumumuzla Türkiye’nin Arktik’te bilimsel araştırma, iklim, denizcilik, güvenlik ve sivil diplomasi alanlarında sunabileceği katkıları uluslararası kamuoyuna anlatacağız. Arktik konusunda diplomasiden fen bilimlerine kadar farklı alanlarda çalışmaları olan değerli akademisyen konuşmacılarımızla Türkiye'yi en iyi şekilde temsil etmeye çalışacağız.

Mayıs ayında Grönland'da gerçekleştirdiğimiz saha araştırmasında bölgedeki siyasetçiler, araştırmacılar, sivil toplum temsilcileri ve iş insanlarıyla görüştük. Türkiye; kutup araştırmaları, denizcilik, uydu ve insansız hava aracı teknolojileri ile sürdürülebilir turizm alanlarında Arktik’e somut katkılar sağlayabilir. Grönland'dan Türkiye'ye yönelik çağrıları ilgili makamlara raporlayarak Arktik bölgesi ve Türkiye arasındaki etkileşimi canlandırmak için çalışmalar yaptık. Ayrıca yine saha araştırmamız neticesinde 'Arktik Bölgesi Denizcilik Güvenliği, Algılama Açıkları ve Endüstriyel Fırsatlar Üzerine Bir Rapor' başlıklı yayınımızı da kamuoyu ile paylaştık. Hedefimiz, Türkiye ile bölge arasında karşılıklı güvene ve yerel halkların önceliklerine dayanan kalıcı bir iş birliği kurulması sürecinde düşünce ve sivil toplum kuruluşu rolüyle bize düşen görevi yerine getirmektir."

İZlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir. Foto: Golli. Iceland Review.

Aslında Arktik’in son birkaç yılda geldiği noktayı anlatmak için çok uzağa gitmeye de gerek yok. Bölgenin bu zirveye bakışını sizlere özetlemek için İzlanda basınını tararken, 17 Ekim 2025’te yine Reykjavík’te düzenlenen Arktik Çemberi Asamblesi'nde Arktik’te güvenlik ve istikrarın ele alındığı bir oturumda konuşan İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir’ın şu oldukça dikkat çekici cümlesine rastladım: "Bu bölge konusunda birkaç yıldır biraz naif davranmış olabiliriz. Biz buranın düşük gerilimli bir bölge olmasını istiyoruz. Ama Avrupa’nın da düşük gerilimli bir bölge olmasını istiyorduk ve Ukrayna’da neler olduğunu görüyoruz."

Frostadóttir konuşmasının devamında Rusya’nın Arktik’e olan ilgisine dikkat çekiyor; bölge ülkelerinin ittifaklarını, altyapılarını ve stratejik güvenlik kapasitelerini güçlendirmesi gerektiğini söylüyordu. Belki de 13 yıl önce dünyanın "uzak ve unutulmuş" bölgelerinden biri olmaktan çıktığı söylenen Arktik’in bugün geldiği noktayı bundan daha açık anlatmak mümkün değil.

Bir zamanlar mesele bölgenin dünyaya nasıl açılacağıydı. Bugün ise dünyanın Arktik’e bu kadar hızlı yaklaşması karşısında kimin, nerede ve nasıl pozisyon alacağı konuşuluyor.

Ve görünen o ki Türkiye de artık bu konuşmanın dışında değil.

(İzlanda’ya taşınmış olmamın ve burada geçirdiğim dönemin de etkisiyle, gün geçtikçe yoğunlaşan bu gündemin ve yaşanan gelişmelerin denkleminde bir şekilde Türkiye’nin de yer alıyor olmasından son derece mutluyum. 8-10 Ekim tarihlerinde başkent Reykjavík’te düzenlenecek olan zirvede ben de yer alacağım ve gelişmeleri yerinden takip edeceğim.)