İzlanda için referandum vakti: 13 yıl sonra AB masasına dönülecek mi?
İzlanda, 13 yıllık aranın ardından Avrupa Birliği müzakerelerine yeniden dönüp dönmemeyi tartışıyor.
“Grönland bir zamanlar AB'den ayrılmıştı. Şimdi farklı düşünüyorlar. Faroe Adaları ve Norveç'te de, bu bölgenin tamamında, bu Batı İskandinav bölgesinde de görüşmeler yapıldı. Bence, eğer AB buradaki yaşam tarzının da farklı olduğunu anlayacak esnekliğe sahip olursa, bu Avrupa Birliği için olumlu bir gelişme olur”
İzlanda’da 2008 yılında yaşanan ülke tarihinin en büyük ekonomik ve politik krizinin yaralarını sarabilmek ve ülkeyi güvenli ve istikrarlı bir limana yanaştırabilmek için AB ile kurulan ilk ilişkilerin üzerinden neredeyse 17 sene geçmiş.
2009 yılında yapılan AB başvurusuna istinaden 2013 yılında başlayan müzakereler ve özellikle hedeflenen Euro istikrarının sağlanabilmesi adına, tıpkı bugün de olduğu gibi, balıkçılık kotaları ve tarım politikaları dışında ortak bir mutabakata varılmıştı.
2013 yılında yapılan seçimlerde iktidara gelen koalisyon hükümeti (İlerici Partisi ve Bağımsızlık Partisi) 13 Eylül 2013 tarihinde görüşmeleri diplomatik olarak bitirmeseler de fiili olarak AB ile kurulan ilişkiyi askıya aldılar. İzlanda ile AB ilişkilerini bugün İzlanda’da hâlâ sıkı tartışmalara sebep olan bu noktaya getiren neden ise dönemin Dışişleri Bakanı Gunnar Bragi Sveinsson’un, parlamentonun tam onayını almadan Brüksel'e gönderdiği bir mektupla İzlanda'nın üyelik başvurusunu resmen çektiğini ve artık aday ülke olarak görülmek istemediklerini bildirmesiydi. Her ne kadar AB "resmi olarak geri çekilme prosedürü eksik" dese de, süreç tamamen rafa kaldırıldı ve uzun yıllar boyunca her iki tarafın da gündeminden düştü.
Gelelim bugüne... 13 yıl sonra kalkılan AB masasına yeniden oturmak için İzlanda genelinde 29 Ağustos günü bir referandum yapılacak. İzlanda gündemini NATO Zirvesi sonrasına taşıyanların yaşadığı bir yanılgıdan da bahsetmem gerekiyor. 29 Ağustos tarihinde yapılacak olan referandum İzlanda’nın AB üyeliği için değil, AB ile müzakere masasına yeniden oturup oturamayacağının yetkisi için yapılıyor. Yani bu referandumdan gelecek olumlu bir sonuca göre AB müzakereleri resmi olarak başlayacak veya yeniden yıllardır durduğu tozlu rafa kaldırılacak.
Geçtiğimiz ay Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi sonrası Türkiye’de çok büyük bir hayran kitlesi kazanan İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir ve hükümetinin AB üyeliği konusundaki azmi ve çalışması, bu konunun hem İzlanda’da hem de Avrupa’da sıcaklığını korumasının en önemli sebebi. Geçtiğimiz hafta konuk olduğu ve politik alanda yapılan en başarılı podcast yayınlarından olan The Rest is Politics yayınında söyledikleri oldukça ilgi çekiciydi.
Başbakan Kristrún Frostadóttir, İzlanda'nın dünya işlerinin mevcut durumundan faydalandığı için Avrupa Birliği'ne katılmasının tam zamanı olduğunu söylüyor. Avrupa'daki durumdan endişe duyduğunu ve ABD başkanının Grönland'daki emellerinin büyük bir kaygı kaynağı olduğunu belirtiyor. Amaç, 29 Ağustos'ta 'evet' oyu almak. Kristrún ayrıca yaklaşan referandumun İzlanda'nın AB ile müzakerelere devam edip etmemesiyle ilgili olduğunu, birliğe katılıp katılmamasıyla ilgili olmadığını vurguladı. "İnsanlar aptal değil," diyerek seçmenlerin müzakerelere onay vermek ile üyelik konusunda nihai karar vermek arasındaki farkı anladığını savundu.
Hükümet kanadının bu destek söylemlerinin karşısında İzlanda’da AB üyesi olmaması için çalışan ve bu üyeliğe karşı çıkan oldukça geniş bir kesim var. Toplum içindeki bu gelenekçi ve özellikle İzlanda’nın balık kotası konusundaki el rahatlığını savunan, İzlanda değerleri ve kültürünün AB üyeliği sonrası korunmasının zor olacağına inanan ve oylamaya karşı kampanya yürüten muhalif sesler de dikkat çekiyor. İş dünyasından gelen son veriler de bu cephenin güçlü argümanlara sahip olduğunu gösteriyor; İzlanda Sanayi ve İşverenler Konfederasyonu (SA) tarafından yayımlanan güncel anket, üye şirketlerin yüzde 66 gibi büyük bir oranının AB üyeliğine karşı çıktığını, üyeliği destekleyenlerin oranının ise yüzde 22'de kaldığını ortaya koyuyor. Şirketlerin özellikle ulusal egemenlik, doğal kaynaklar, enflasyon ve faiz oranları gibi başlıklarda kaygı taşıdığı görülürken, ülkenin en büyük ölçekli şirketleri arasında bu muhalefet oranının yüzde 73'e kadar çıktığı göze çarpıyor.
AB üyeliğine karşı olan ve bu alanda çalışmalar yürüten önemli oluşumlardan birisi de 27 Haziran 2002’de kurulan ve 20 yılı aşkın süredir AB üyeliğine karşı duran Küresel Görüş / AB Karşıtı Bağımsızlık Hareketi. Ben kendilerini Reykjavik’teki evimizin ve komşularımızın posta kutularında bulduğum bir broşür sayesinde tanıdım. Broşürde ve sosyal medya hesaplarında paylaştıkları AB üyelik sürecine karşı olma sebeplerini ise şöyle özetleyebilirim:
- Toplumsal destek eksikliği: Halkın çoğunluğunun ve parlamentodaki partilerin büyük kısmının üyeliğe karşı olduğu, bu sürecin toplumsal bir mutabakata dayanmadığı ve ülkeyi böleceği.
- Mali yükler ve masraflar: Üyelik müzakerelerinin devlete, belediyelere ve şirketlere milyarlarca kronluk maliyet getireceği, ayrıca her yıl AB bütçesine gayri safi millî hasılanın önemli bir kısmının aidat olarak ödeneceği.
- Belirsiz kazançlar ve ekonomik riskler: İzlanda'nın halihazırda Avrupa Ekonomik Alanı aracılığıyla iç pazara erişebildiği, tam üyeliğin ek bir avantaj sağlamayacağı; tarım, balıkçılık ve gıda üretiminin zarar göreceği, gümrük vergilerinin artacağı ve Euro'ya geçişin ekonomik şokları tetikleyeceği.
- Ulusal egemenlik ve yapısal uyumsuzluklar: İzlanda'nın coğrafi konumu ve ekonomik yapısı itibarıyla Brüksel bürokrasisinin yönetimine uygun olmadığı, küçük nüfus nedeniyle ülkenin AB kurumlarında etkisiz kalacağı ve ortak askeri entegrasyon girişimlerinin ülkenin bağımsız çizgisini riske atacağı.


AB Karşıtı propaganda görselleri
İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir’in The Rest is Politics podcast şovunda söylediği şu sözler hem AB referandum sürecini hem de İzlanda’nın AB ve dünyaya bakışını özetlemek ve anlamak için yeterli olacaktır:
“Grönland bir zamanlar AB'den ayrılmıştı. Şimdi farklı düşünüyorlar. Faroe Adaları ve Norveç'te de, bu bölgenin tamamında, bu Batı İskandinav bölgesinde de görüşmeler yapıldı. Bence, eğer AB buradaki yaşam tarzının da farklı olduğunu anlayacak esnekliğe sahip olursa, bu Avrupa Birliği için olumlu bir gelişme olur.”
Kristrún'a Avrupa'daki siyasetin durumu hakkında endişeli olup olmadığı sorulduğunda ise verdiği cevap hem şaşırtıcı hem de neden AB sürecine olumlu baktığını anlamlı kılıyor: "Elbette bu konuda endişeliyim. Tüm Avrupa için bir çözümüm var mı? Hayır, yok. Ama bence Avrupa Birliği ve içindeki liderler, Avrupa Birliği'nin demokrasi işleyişini, politikalarını değiştirmesi gerektiğini anlamalılar; aksi takdirde, örneğin AB karşıtı partilerden daha fazla direnişle karşılaşacaklar. İnsanlar aptal değil. Bazen sosyal medyaya kapılabilirler, ancak insanların büyük çoğunluğu dünyanın nasıl işlediğini anlıyor" diyor Kristrún.
"İnsanlar bana 'evet' derlerse, şüphelerini bir kenara bırakıp halk için mücadele edeceğime güven duymalılar."
İzlanda halkının Kristrún’un beklentisini ve tahminlerini karşılayıp karşılamayacağını görmemize az bir zaman kaldı. Kuzey’de değişen güç dengeleri, NATO ve İzlanda ilişkileri ışığında takip edilmesi gereken bu gelişmenin bizler için de ayrı bir önemi yıl sonuna kadar Reykjavik’te açılması planlanan Türkiye Büyükelçiliği ve gelişen Türkiye-İzlanda ilişkileri olacak. Bu dönemi ve İzlanda-AB ilişkilerini okurken dikkatimizin önemli bir bölümünü Türkiye’nin güncellenen ve yeniden şekillenen Kuzey politikalarında ayırmamız gerekiyor.